30 Ağustos’tan bugünün İzmit’ine

Bundan 104 yıl önce bir milletin kaderini değiştiren büyük zaferi kutlayacağız.
Ama ben bu 30 Ağustos’ta yalnızca zaferi değil, o zafere giden yolu ve sonrasında başlayan büyük dönüşümü düşünüyorum.
Çünkü bazı zaferlerin büyüklüğü yalnızca savaş meydanında değil, sonrasında açtıkları yolda anlaşılır.
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta kazanılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile Kurtuluş Savaşı’nın en önemli dönüm noktalarından biri oldu. Bir yıl sonra Cumhuriyet ilan edildi ve artık mesele yalnızca kurtarılmış bir vatana sahip olmak değil, o vatanın geleceğini inşa etmekti.
Cumhuriyet; eğitimden hukuka, toplumsal yaşamdan kadınların kamusal hayattaki yerine kadar Türkiye’nin önünde yeni bir yol açtı.
Elbette bunların hiçbiri bir gecede gerçekleşmedi. Özellikle kadınların hak mücadelesinin uzun bir tarihi, büyük bir emeği ve kendi öncüleri var.
Bunu görmek için kendi şehrimizin tarihine bakmamız yeterli.
Cumhuriyet henüz iki yaşındayken, 1925 yılında Maşukiye’de Leyla Atakan dünyaya geldi. Yıllar sonra, 1968’de İzmit Belediye Başkanı seçilerek halkın doğrudan oyuyla seçilen Türkiye’nin ilk kadın il belediye başkanı olarak tarihe geçti.
Bence 1922’den Leyla Atakan’a uzanan yol, Cumhuriyet’in yarattığı dönüşümün çok güzel bir örneği.
Bir tarafta kendi geleceğine karar verebilmek için mücadele eden bir millet…
Diğer tarafta, o mücadelenin ardından kurulan Cumhuriyet’te yetişen bir kadın, yıllar sonra bir şehrin geleceğine talip oluyor.
Ama Cumhuriyet’in bize bıraktıklarını yalnızca geçmişteki örneklerle anlatmak eksik kalır. Çünkü haklar, bir kez kazanıldığında hikâyesi tamamlanan şeyler değil. Her kuşak onları yeniden kullanıyor, koruyor ve kendisinden sonrakilere devrediyor.
Bu yüzden Leyla Atakan’ın hikâyesine bakarken ister istemez bugüne de bakıyorum.
Aradan yarım asırdan fazla zaman geçti. İzmit değişti, Türkiye değişti, siyaset değişti. Leyla Atakan’ın döneminde bir kadının bir şehrin yönetimine talip olması başlı başına tarihî bir adımdı. Bugün ise kadınların siyasette ve yerel yönetimlerde yer almasını olağan kabul ediyoruz.
Ve İzmit, yıllar sonra belediye başkanlığı görevini bir kez daha bir kadına emanet etti: Fatma Kaplan Hürriyet’e.
Elbette Leyla Atakan ile Fatma Kaplan Hürriyet’i siyasi olarak yan yana koymuyorum. Dönemleri, koşulları ve hikâyeleri birbirinden çok farklı.
Benim yan yana koyduğum şey iki isim değil; bir hakkın iki ayrı zamandaki görüntüsü.
1968’de Leyla Atakan’ın sandıktan çıkarak bir şehrin yönetimine gelmesini mümkün kılan seçme ve seçilme hakkı, bugün de demokratik düzenin temel taşlarından biri.
Ve tam da burada mesele kadın haklarından daha geniş bir yere uzanıyor.
Çünkü Cumhuriyet’in bize bıraktığı mirası konuşacaksak yalnızca seçme ve seçilme hakkını değil, o hakkın güvencesi olan demokrasiyi ve hukuk devletini de konuşmak zorundayız.
Bugün Fatma Kaplan Hürriyet’in içinde bulunduğu hukuki sürece de buradan bakıyorum.
İzmit halkının oylarıyla iki dönem belediye başkanı seçilen Fatma Kaplan Hürriyet, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 23 Temmuz 2026 tarihinde sulh ceza hâkimliğince tutuklandı. Ardından İçişleri Bakanlığı tarafından geçici bir tedbir olarak görevinden uzaklaştırıldı.
Burada çok net bir ayrım yapmak gerekiyor.
Hürriyet hakkındaki isnatların doğru olup olmadığına karar verecek olan yargıdır. Kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmadan bir insanı suçlu ilan etmek de suçsuzluğuna hükmetmek de benim işim değil.
Benim ilgilendiğim mesele, hukuk karşısında hangi ilkeleri savunduğumuz.
Çünkü hukuk, yalnızca sevdiğimiz ya da siyasi olarak yakın hissettiğimiz insanlar için istediğimizde hukuk değildir.
Fatma Kaplan Hürriyet’i destekleyebilirsiniz ya da eleştirebilirsiniz. Siyasi görüşlerine yakın veya tamamen karşı olabilirsiniz. Ama hukuk devleti dediğimiz şey zaten tam da burada sınanır.
Bir kişi hakkında suç isnadı varsa bunun hukuk kuralları içinde soruşturulması doğaldır. Aynı şekilde masumiyet karinesinin korunması, savunma hakkının güvence altında olması ve adil yargılama sürecinin işletilmesi de hukuk devletinin gereğidir.
Ve ben bütün bunları düşünürken yeniden İzmit’e bakıyorum.
Çünkü bu şehir, Cumhuriyet tarihinin yalnızca seyircisi olmadı.
Millî Mücadele yıllarının acısını yaşadı; Cumhuriyet’le birlikte büyüdü, sanayileşti, göç aldı, değişti. Türkiye’nin yaşadığı büyük dönüşümlerin pek çoğunu kendi hikâyesinde taşıdı.
Bu yüzden 30 Ağustos’u İzmit’ten anlatırken benim için mesele yalnızca 1922’ye bakmak değil; bu şehrin geçmişten aldığı emaneti bugün nasıl taşıdığına da bakmak.
Çünkü Cumhuriyet dediğimiz şey yalnızca Ankara’da alınmış kararların ya da tarih kitaplarında okuduğumuz devrimlerin hikâyesi değil. Cumhuriyet biraz da yaşadığımız şehirlerde anlam kazanıyor.
Bir kız çocuğunun okula giderken kendisini özgür hissetmesinde…
Bir gencin bu şehirde gelecek kurabileceğine inanmasında…
Bir kadının siyasete girmesinde, çalışmasında, üretmesinde, sözünü söylemesinde…
Bir vatandaşın hangi görüşten olursa olsun hukuk karşısında kendisini güvende hissetmesinde…
Ve bir şehrin, kendisini yönetecek kişiyi özgür iradesiyle seçebilmesinde…
Belki de 30 Ağustos’un bize bıraktığı mirası tam burada aramak gerekiyor.
Kocatepe’de başlayan yolun yalnızca savaş meydanındaki zafere kadar uzandığını düşünürsek hikâyenin yarısını anlatmış oluruz.
O yol Cumhuriyet’e uzandı.
Cumhuriyet’ten Leyla Atakan’a…
Leyla Atakan’dan bugünün İzmit’ine…
Ve bizden, henüz doğmamış çocukların yaşayacağı İzmit’e uzanacak.
Bir gün onlar da dönüp bu şehrin geçmişine bakacaklar. Leyla Atakan’ı okuyacaklar. Bugün yaşananları okuyacaklar. Bizim hangi değerleri savunduğumuzu, hangi hakları koruduğumuzu ve onlara nasıl bir şehir bıraktığımızı görecekler.
İşte o gün hakkımızda ne söyleyecekleri, bugün yapacaklarımızla şekillenecek.
Çünkü bir şehri sevmek yalnızca onun geçmişiyle gurur duymak değildir.
Geleceğine karşı sorumluluk duymaktır.
104 yıl önce kendi dönemlerinin sorumluluğunu yerine getirenler bize bağımsız bir vatan bıraktılar.
Bize düşen ise o vatanın şehirlerini; hukukun işlediği, kadınların özgür olduğu, gençlerin gitmek değil kalmak istediği, çocukların geleceğe umutla baktığı yerler hâline getirmek.
İzmit için de Cumhuriyet için de sorumluluğumuz bu.
Yarın İzmit’in sokaklarında bayraklar yine dalgalanacak.
Başımızı kaldırıp onlara bakarken yalnızca 104 yıl önce kazanılan zaferi değil, o zaferin bize yüklediği sorumluluğu da hatırlayalım.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
