
Her hafta ayrı bir telden konu açtığımız köşemizin bu haftaki konusu
“AŞK” ve “İSPAT”
“Seyran olan samanlıklara Ne oldu?”
AŞKTA KANIT olur mu?"
“Sevdiğini Söylesin" Döneminin Bitip "Sevdiğini İspatlasın" Döneminin Başlaması...
Bir dönemin naif aşk anlayışını ve özetleyen her sevenin söylediği o “SEVEN SEVDİĞİNE SEVDİĞİNİ SÖYLESİN” cümlesi olan samimi ve muhatabına güvenen ses; bugün yerini dijital çağın ve modern kapitalizmin soğuk gerçekliğine ya da dayatmasına bıraktı: Seven sevdiğine sevgisini söylemesin "Seven sevdiğine sevgisini ispat etsin" diyoruz, aslında pek farkında olmadan da bu durumun ispatını bekliyoruz.
Toplumsal bir mercekle bakıldığında bu sadece dildeki bir üslup değişimi değildir; duygularımızın, ilişkilerimizin ve en nihayetinde toplumsal kültür yapımızın köklü bir dönüşümüdür.
Güvensizlik ve "Somutlaştırılan" Duygular
Alman sosyolog Ulrich Beck’in "Risk Toplumu" olarak tanımladığı günümüz dünyası, ilişkiler zemininde büyük bir emniyetsizlik duygusu üretiyor. Belirsizliğin tavan yaptığı bir çağda, soyut bir "Seni seviyorum" ifadesi artık bireyleri tatmin etmiyor. Zira modern insan, sevginin de somut verilere, performans ölçümlerine ve görsel kanıtlara dökülmesini talep ediyor (ediyoruz).
Sosyolog Eva Illouz’un Aşkın Metalaşması üzerine yaptığı çalışmalar tam da bu noktaya ışık tutuyor. Illouz, duygusal yaşamın kapitalist pazara nasıl entegre olduğunu anlatırken "romantik tüketim" kavramını vurgular. Günümüzde "ispat", neredeyse tamamen tüketim nesneleri üzerinden şekilleniyor:
Pahalı sürprizler ve hediyeler,
Özel günlerde sergilenen lüks mekân tercihleri,
Sosyal medyada kamusallaştırılan "mutluluk" fotoğrafları.
Sevginin beyanı (söz), yerini sevginin sergilenmesine ve tescillenmesine (ispat) bıraktı. Sözün hükmünün kalmadığı yerde, nesnelerin ve performansın dili konuşmaya başladı.
Geleneksel toplumda iki kişi arasında özel bir bağ olan aşk, sosyal medya platformlarıyla birlikte tamamen "kamusal" alana taşındı. Günümüz kadını ve erkeği, ilişkisini sadece partnerine değil, bir izleyici kitlesine de ispatlamak zorunda hissediyor, sadece ilişki ispatı da değil en mutluluk çift, en iyi, en harika, en mutlu ilişki yarışı da yaşanıyor.
Shoshana Zuboff’un "Gözetim Kapitalizmi" kuramı bağlamında düşünürsek; dijital platformlar bizden sürekli bir "veri" üretimine dahil olmamızı ister. Maalesef Aşk da bu verileşmeden nasibini aldı. Bir ilişkide Instagram'da paylaşılmayan bir doğum günü kutlaması, story’e atılmayan bir buket çiçek veya profil fotoğrafı yapılmayan bir birliktelik; toplumsal algıda "eksik" veya "şüpheli" sayılıyor.
İspat zorunluluğu, dışarıdaki seyircinin onayını alma arzusundan besleniyor. Sevgimizi partnerimize hissettirmekten ziyade, takipçilerimize “ispat” ve “ikna” etmeye çalışıyoruz.
Kadın gözü ile bu tabloya baktığımız da derin bir ikilemle karşılaşıyoruz. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanması ve toplumsal alanda daha güçlü varlık göstermesi, ilişkilerdeki beklenti profilini de değiştirdi. Artık kadınlar sadece "hoş sözler" duymak değil; emek, eşitlik, sorumluluk ve sadakat boyutunda kanıtlar görmek istiyor. Bu yönüyle "ispat", kadın için bir güvence arayışına da dönüşebiliyor.
Ancak öte yandan, kapitalizmin ve dijital kültürün dayattığı "ispat" biçimi, kadını da nesneleştiren bir performansa evrilebiliyor. İspatın ölçütü samimiyet ve emek olmaktan çıkıp finansal güç ve gösteriye dönüştüğünde, ilişkiler derinliğini kaybedip yüzeyselleşiyor.
"Söylesin" ifadesi, güven ve içtenliğe dayalı bir toplumsal sözleşmeyi temsil ediyorken, "İspatlasın" ise şüpheye, gösteriye ve performansa dayalı çağdaş ilişki biçiminin özeti oluyor.
Duygularımızı somutlaştırmaya, fotoğraflamaya ve ölçmeye çalıştıkça; aşkın en temel unsuru olan o büyülü ve kurumsal kalıplara sığmayan doğasını yitiriyoruz. Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey; en büyük kanıtın pahalı jestler ya da dijital paylaşımlar değil, tutarlılık ve yalın bir emek olduğudur.
Size de soralım; "ispat"lar sevgimizi mi derinleştiriyor, yoksa farkında olmadan aşkı tüketip bir vitrin süsüne mi dönüştürüyor?
Mutluluk oyununda sadece geçmişe dair anılar biriktirme ve gözlemcilere işte bakın bir zamanlar biz mutluyduk demek için dijital materyaller biriktirme girişimidir bu bence ispat değil aşkı o yürekteki dokunulmamış, en saf halini yok saymaktır... Aşk tarifi yoktur ki ispatı olsun... Herkes kendindeki ışığı bir prizma gibi karşısındakine yansıtır ve ondan yansıyan tekrar asıl kaynağa döner ve tekrar tekrar bir döngü beklentiler artarsa ve tatminsizleşirse ışık zayıflar ve kaçınılmaz son... Bence beklentisiz en saf en yalın haliyle kabullenmek gerekir aşkı... Bitip tükenmez beklenti ve ispat istekleriyle birlikte tüketmek yerine, aşkın yakalandığı o sonsuz anlar zincirlerine odaklanıp birlikte haz almak, paylaşmak, kaf dağının ardında bile olsa tırmanıp aşkın doyumsuzluğunu tüm doygunluğuyla yaşamak gerek ve insan farkedecektir ki en sonunda ne bir söze ne bir ispata gerek vardır işte aşk oradadır ta yüreğimizde ve kendini gizlemeyi bırakmış bizimle bir bütün olmuştur...
Sevgi var sevgi var demezler mi? Gerçek sevgiyi bulan gerçekten sevilir ve değer bicemez çünkü gerçek olduğunu bilmesi zaten en oaha biçilemez değerdir demem o ki yanlış kalplerde doğru bulunmaz.
Aydınlatıcı bir yazı olmuş. Tebrik ederim.
Belki de ne ispat ile büyüyecek nede tükenecek sevgi kalmamıştır... Dünya d sevgi bittiği için olmayan bir duygunun ispat yarışı başlamıştır.