BİR KUŞAĞIN TEŞEKKÜRÜ

İnsanları kaybettikten sonra sevgimizi, minnetimizi, hayranlığımızı anlatmakta daha cömert oluyoruz. Oysa bazı cümlelerin geçmiş zamanla kurulmasına hiç gerek yok.
Birini seviyorsak söylemek, birine minnet duyuyorsak teşekkür etmek, hayatımıza dokunduysa bunu anlatmak için neden ardından yazacağımız günü bekleyelim?
Bazı insanların kıymetini yaşarken söylemek lazım.
Ben de bugün tam olarak bunu yapmak istiyorum.
Geçmişe dönüp baktığımda, bu kentin hafızasında çok önemli bir yeri olduğuna inandığım ve kendi gençliğimde açtığı imkânların değerini yıllar geçtikçe daha iyi anladığım bir isme, ardından değil bugün teşekkür etmek istiyorum.
Sefa Sirmen’e.
Onun belediye başkanlığı yaptığı yıllarda İzmit’te büyüyen bir genç olduğum için kendimi şanslı hissediyorum.
Bunu o yıllarda düşünmüyordum elbette. İnsan gençken kendisine sunulan imkânların her yerde var olduğunu sanıyor. Yaşadığı şehir onun dünyası oluyor ve gördüğünü hayatın normali kabul ediyor.
Yıllar geçince anlıyor insan.
90’ların İzmit’inde, bir sanayi kentinin gençleri olarak önümüzde aslında ne kadar geniş bir dünya varmış.
Binicilik vardı.
Yelken vardı.
Eskrim vardı.
Buz sporları vardı.
Tiyatro vardı.
Üstelik bunlar tabelada kalan şeyler değildi. Dönemin belediyesinin kurduğu tesisler ya da sağladığı teşvikler sayesinde her kesimden gencin ulaşabildiği, içine girebildiği, deneyebildiği alanlardı.
Bir çocuk at binebiliyor, bir başkası yelkenle tanışabiliyor, biri eline eskrim kılıcını alabiliyor, diğeri buz pistine çıkabiliyordu.
Ve biz bunları çok normal sanıyorduk.
Meğer değilmiş.
Ben en iyi bildiğim yerden, binicilikten anlatabilirim.
Atların, manejin ve o dünyanın hayatımda bıraktığı izi bugün çok daha iyi görüyorum. İzmit’te yaşayan bir genç olarak binicilikle tanışabilmek, o tesislere ulaşabilmek benim için hayatın doğal bir parçasıydı.
Bu şehir zaman içerisinde çok önemli biniciler yetiştirdi. Burak Azak gibi uluslararası yarışmalarda ülkemizi temsil eden milli binicimiz çıktı.
Yelkende de benzer bir hikâye vardı.
90’ların ortasında İzmit Yelken Kulübü capcanlıydı. Körfez yalnızca kıyısından baktığımız bir deniz değildi; çocukların yelken açtığı, yarıştığı, sporla tanıştığı bir alandı. O kültürün içerisinden milli sporcular yetişti.
Eskrim de bu kentte gençlerin tanışabildiği sporlardan biriydi. Kocaeli ilerleyen yıllarda milli eskrimcilerin yetiştiği, önemli organizasyonların düzenlendiği şehirlerden biri oldu.
Bir de buz pisti vardı.
90’larda büyüyen bir çocuğun buz sporlarıyla tanışabileceği bir tesise sahip olması…
Tüm bunlar yalnızca bir spor yatırımı değildi bir vizyondu.
Üstelik mesele yalnızca spor da değildi.
Resim vardı.
Heykel vardı.
Tiyatro vardı.
Fotoğrafçılık vardı.
Belediyenin açtığı tiyatro kursları, Şehir Tiyatroları’nın gelişimi, Işıl Kasapoğlu gibi önemli bir tiyatro insanının İzmit’e gelişi ve o kapılardan içeri giren gençler…
O gençlerden biri de Serkan Keskin’di.
Bugün Türkiye’nin en önemli oyuncularından biri olan Serkan Keskin’in tiyatro yolculuğunun başlangıcında, kendi kentinde önüne açılan o kapının bulunması bence anlatmak istediğim konuyu çok güzel özetliyor.
Çünkü bir kente yapılan yatırımın gerçek karşılığını bazen yıllar sonra görüyorsunuz.
Bir tesis yapılıyor, bir kurs açılıyor, çocuklar o kapılardan giriyor ve zaman geçiyor.
O çocuklardan biri milli sporcu oluyor.
Diğeri sanatçı oluyor.
İzmitli Kuzey Tunçelli, sporda nerelere ulaşabileceğimizin en başarılı örneği.
Bu kentte yetişen bir çocuk yıllar sonra Paris Olimpiyatları’nda havuza giriyor ve Olimpiyat tarihinde yüzmede finale kalan ilk Türk sporcu oluyor.
Elbette Kuzey’in başarısını otuz yıl önceki bir belediye yönetimine bağlamak doğru olmaz.
Ama kabul etmek gerekir ki bir kentte spor kültürü bir günde oluşmuyor.
Kuşaktan kuşağa aktarılıyor.
Birileri tesis yapıyor, başka birileri o tesisi yaşatıyor, aileler çocuklarının arkasında duruyor, kulüpler mücadele ediyor. Yıllar sonra o şehrin çocuklarından biri çıkıp Olimpiyat finalinde Türkiye’yi temsil ediyor.
İşte şehir dediğimiz şey biraz da böyle oluşuyor.
Bir gencin karşısına bir spor dalı, bir sanat alanı, bir sahne koyduğunuzda aslında yalnızca o günü değiştirmiyorsunuz.
O gencin önüne bir ihtimal koyuyorsunuz.
Elbette her yönetim dönemi gibi Sefa Sirmen dönemi de eleştirilebilir, tartışılabilir. Doğruları, yanlışları, eksikleri vardır.
Ben bugün siyasi bir bilanço çıkarmıyorum. Zaten bu benim ne haddime!
Ben sadece yaşadığım gençliğe ve bu kentin hafızasına bakıyorum.
Ve kendi adıma şanslı bir kuşak olduğumuzu söyleyebiliyorum.
Bu yüzden bu düşüncemi Sefa Sirmen’in ardından kurulacak cümlelere bırakmamak istemedim.
Onun bizlerin önüne koyduğu ihtimaller, bu kentin gençlerine açtığı kapılar ve kent hafızasında bıraktığı iz için, bizim kuşağın gençleri adına kendisine teşekkür etmek istiyorum.
Teşekkür ederim Sefa Bey.
Size sağlıkla, huzurla, sevdiklerinizle birlikte geçireceğiniz çok uzun bir ömür diliyorum.
Üzerimizde hakkınız gerçekten çok büyük.
Yorumlar(5)
nalan Elif'cim güzel yazın güzel günlere götürdü beni de..Evet İzmit'ten bir Sefa Sirmen geçti,sağlığı bol olsun...
Turan Aaah ah ne zamanlardi ozluoruz simdi
Zeynep Y. Elif'cim her satırı o kadar doğru ki.ahh o zaman ki İzmit diyorum.
AYŞE Ben de oyillarda izmitte yasmis bir genc olarak, yazdiklariniza tamamen katiliyormm, saygılar..
Sukutuguz Şu anda başka sehirdeyim ama, Evet bende kendisinin başkanlığını görmüş biriyim kendisine sağlıklı bir yaşam diliyorum
