Çocuğunuzun Doğum Haritası Size Ne Anlatır?

Bir anne olarak benim de son dönemde üzerinde çok daha fazla düşündüğüm bir konu var: Bir çocuğu gerçekten tanımak ne demek? Hepimiz çocuklarımızın mutlu, başarılı, kendine güvenen bireyler olmasını istiyoruz. Fakat bazen farkında olmadan onları kendi beklentilerimiz, kendi doğrularımız ve hatta gerçekleştiremediğimiz hayallerimiz üzerinden tanımaya çalışıyoruz. Oysa her çocuk dünyaya kendine özgü bir mizaçla, ihtiyaçlarla, yeteneklerle ve yaşamı algılama biçimiyle geliyor.
Astrolojiye çocuklar açısından baktığımda benim için en önemli soru “Bu çocuğun geleceğinde ne olacak?” değil. Tam tersine, “Bu çocuk kim ve kendisi olabilmek için bizden neye ihtiyaç duyuyor?” sorusu. Bu nedenle çocukların doğum haritalarını bir kehanet aracı olarak değil, onları biraz daha yakından tanımamızı sağlayabilecek sembolik bir dil olarak görüyorum.
Bir çocuğun doğum haritasına baktığımızda yalnızca hepimizin bildiği Güneş burcunu görmüyoruz. Güneş, Ay ve yükselen burçla birlikte çocuğun karakterinin farklı katmanlarını anlamaya başlıyoruz. Güneş bize çocuğun kendisini nasıl ortaya koymak istediğini ve zaman içerisinde geliştireceği temel kimlik duygusunu anlatırken, yükselen burç onun dünyayla ilk temasını, yeni durumlara yaklaşımını ve dış dünyaya verdiği ilk tepkileri konusunda ipuçları sunar. Ay ise özellikle çocuk haritalarında benim en fazla üzerinde durduğum göstergelerden biridir.
Çünkü Ay çocuğun duygusal dünyasına açılan kapılardan biridir. Güvenlik ihtiyacını, alışkanlıklarını, nasıl rahatladığını ve duygusal olarak neye ihtiyaç duyduğunu anlamamız açısından önemlidir. İki çocuk aynı evde, aynı anne ve babayla büyüyebilir ama sevgiyi algılama ve güven hissetme biçimleri birbirinden tamamen farklı olabilir. Bir çocuk sürekli sarılmak ve yakınlık kurmak isterken başka bir çocuk kendi alanına çekilerek sakinleşebilir. Biri duygularını hemen gösterirken diğeri önce içinde yaşayıp daha sonra anlatabilir. Burada mesele birinin doğru, diğerinin yanlış olması değildir. Mesele çocuğun kendi duygusal dilini anlayabilmektir.
Elementler bile bize bu konuda güzel ipuçları verir. Ateş elementi güçlü bir çocuk duygularını daha hızlı ve doğrudan ortaya koyabilir. Su elementi baskın bir çocuk bulunduğu ortamın duygusal atmosferine karşı çok daha hassas olabilir. Hava elementi güçlü çocuklar konuşarak, soru sorarak ve zihinsel bağlantılar kurarak rahatlayabilirken toprak elementi güçlü çocuklarda düzen, güven ve öngörülebilirlik ihtiyacı daha fazla görülebilir. Dolayısıyla bizim sevgiyi verme biçimimizle çocuğun sevgiyi alma biçimi her zaman aynı olmayabilir.
Çocuk haritalarında dikkat ettiğim bir başka gösterge Merkür’dür. Ben uzun yıllar eğitim sektöründe hem öğretmen hem yönetici olarak çalıştım, robotik kodlama öğretmenliği yaptım. Bu nedenle çocukların öğrenme biçimlerindeki farklılıklar benim için astrolojiden önce de oldukça önemliydi. Astrolojide Merkür’e baktığımızda “Bu çocuk zeki mi?” diye sormayız. Zaten çocukları zeki ve zeki olmayan şeklinde ayırmayı doğru bulmuyorum. Daha doğru soru şudur: “Bu çocuğun zihni bilgiyi nasıl işliyor?”
Çünkü her çocuk aynı şekilde öğrenmez. Biri görerek daha kolay kavrar, diğeri deneyerek öğrenir. Bir çocuk öğrendiği şeyi konuşmak isterken başka biri yalnız kaldığında çok daha iyi odaklanabilir. Biri soruya anında cevap verir, diğeri düşünmek için zamana ihtiyaç duyar. Biz ikinci çocuğa sürekli “Hadi ama, cevap versene” dediğimizde belki de onun doğal zihinsel ritmini bozuyoruz. Bazen öğrenme güçlüğü sandığımız şey, çocuğa onun öğrenme dilinden ulaşamamamızdan kaynaklanabilir.
Mars ise çocuk haritalarında çok sevdiğim başka bir gösterge. Çünkü Mars hareketi, mücadeleyi, dürtüyü, cesareti ve öfkeyi nasıl ortaya koyduğumuzla ilgilidir. Çok hareketli bir çocuğu sürekli sakinleştirmeye çalışırsak onun doğal enerjisini bastırabiliriz. Oysa aynı enerjiyi spora, oyuna, dansa ya da fiziksel aktiviteye yönlendirdiğimizde bugün “yerinde duramıyor” dediğimiz özellik, ileride güçlü bir mücadele kapasitesine dönüşebilir.
Aynı şey öfke için de geçerli. Çocuğun öfkelenmesini yalnızca kötü davranış olarak görmek yerine bazen o öfkenin bize ne anlatmaya çalıştığını da düşünmeliyiz. Çocuk sınırını ifade edemediği için mi öfkeleniyor? Anlaşılmadığını mı düşünüyor? Fazla mı uyarıldı? Kendisine ait bir alan mı istiyor? Mars bize çocuğun kendi sınırlarını nasıl korumaya çalıştığı konusunda da sembolik ipuçları verebilir.
Venüs’e baktığımızda ise çocuğun nelerden keyif aldığını, sosyal ilişkilerini nasıl kurduğunu, estetik dünyasını ve sevgisini ifade etme biçimini anlamaya çalışırız. Bir çocuk müziğe yönelirken diğeri resme, renklere veya tasarıma ilgi duyabilir. Bir başkası arkadaşlıklar içerisinde kendisini çok daha rahat ifade edebilir. Venüs’ü çocuk haritasında yalnızca ileride yaşayacağı romantik ilişkiler üzerinden okumak bu nedenle oldukça eksik kalır.
Haritanın evleri de bize farklı yaşam alanlarını anlatır. Örneğin üçüncü ev çocuğun merakı, öğrenme biçimi, iletişimi ve yakın çevresiyle ilişkileri hakkında fikir verir. Beşinci ev oyun, yaratıcılık, hobiler ve kendisini özgürce ortaya koyduğu alanlarla bağlantılıdır. Dokuzuncu ev zamanla gelişecek dünya görüşünü, öğrenme arzusunu ve ufkunu genişleten deneyimleri gösterirken onuncu ev ilerleyen yıllarda toplumsal yönü, hedefleri ve dünyada bırakmak istediği iz konusunda bize bazı sembolik göstergeler sunabilir.
Fakat burada özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var. Bir çocuğun doğum haritasına bakıp “Bu çocuk doktor olacak”, “mühendis olacak” ya da “sanatçı olacak” demeyi doğru bulmuyorum. Harita bize daha çok yetenek kümelerini, eğilimleri ve potansiyelleri gösterebilir. Üstelik bugün doğan bir çocuğun yirmi yıl sonra yapacağı mesleklerin bir kısmının adını bugün henüz bilmiyor bile olabiliriz. Teknolojinin ne kadar hızlı değiştiğini düşündüğümüzde bunu çok daha iyi anlayabiliriz.
Çocuk haritalarında ebeveynlerin en fazla korktuğu konulardan biri de zorlayıcı açılar. Özellikle Satürn, Plüton, Chiron ya da Mars gibi göstergeleri gördüklerinde internette birkaç arama yaptıktan sonra son derece korkutucu yorumlarla karşılaşabiliyorlar. Örneğin bir anne çocuğunun haritasında Ay ile Chiron arasında sert bir açı gördüğünde “Bu anneyle ilgili kötü bir olay mı gösteriyor?” diye endişelenebiliyor.
Ben böyle bir astroloji anlayışını doğru bulmuyorum. Tek bir açıdan ölüm, hastalık, kayıp veya kaçınılmaz bir olay çıkarmak mümkün değildir. Hele ki bir çocuk haritasında bu tür kesin ve korkutucu hükümler vermek çok daha sakıncalıdır. Bir göstergeyi haritanın bütününden koparıp yorumladığımız anda astrolojinin o bütüncül dilini de kaybetmiş oluruz.
Ben zorlayıcı göstergelere “kötü” olarak bakmak yerine onların nasıl kullanılabileceğini anlamayı tercih ediyorum. Satürn sabrı, sorumluluğu ve zaman içerisinde yapı kurmayı öğretebilir. Mars cesaret ve mücadele gücüne dönüşebilir. Plüton çok güçlü bir dönüşüm kapasitesi verebilir. Chiron ise kişinin hassas olduğu bir alan üzerinden zamanla geliştirdiği farkındalığı gösterebilir. Aynı gösterge farklı haritalarda ve farklı yaşam koşullarında bambaşka biçimlerde çalışabilir.
Üstelik çocuk dünyaya boş bir alanın içine doğmuyor. Bir aile sisteminin içerisine geliyor. Bu nedenle çocuk haritasını konuşurken ebeveynlerin kendi yapılarını tamamen dışarıda bırakamayız. Çok özgürlüğe ihtiyaç duyan bir çocuk ile kontrol ederek güven sağlamaya çalışan bir ebeveyn birbirlerini çok sevdikleri hâlde sürekli çatışabilirler. Burada mesele kimin haklı olduğunu bulmak değil; iki farklı ihtiyacın birbirini nasıl anlayabileceğini keşfetmektir.
Belki de astrolojinin ebeveynlikte sağlayabileceği en güzel farkındalıklardan biri tam olarak burada ortaya çıkıyor. Çocuğumuzun bizden farklı olmasının yanlış olmadığı gerçeğini kabul etmek.
Doğum haritasını çocuğu bir kutuya koymak için değil, onu kutudan çıkarmak için kullanmalıyız.
Çünkü hiçbir çocuk yalnızca Güneş burcundan ibaret değildir. Hiçbir çocuk haritasındaki tek bir açı değildir. Bir harita da çocuğun bütün hayatını birkaç cümleyle anlatamaz. Harita bize bir dil sunar; biz de bu dili kullanarak çocuğun nerelerde daha rahat aktığını, hangi alanlarda desteğe ihtiyaç duyabileceğini, duygularını nasıl ifade ettiğini ve yeteneklerini hangi yollarla ortaya çıkarabileceğini anlamaya çalışırız.
Sonunda benim için soru yine aynı yere geliyor: “Bu çocuğun başına ne gelecek?” değil, “Bu çocuk kendisi olabilmek için bizden neye ihtiyaç duyuyor?”
Belki de anne-baba olarak çocuklarımıza verebileceğimiz en büyük armağan, onların bizim hayal ettiğimiz kişiye dönüşmesini beklemek yerine zaten oldukları kişiyi fark edebilmek.
Çünkü bazen bir çocuğun ihtiyacı olan en güçlü cümle çok basittir:
Seni değiştirmeye çalışmadan da seni görebiliyorum.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
