Kocaeli’nin “Sessiz” Endüstrisi: Müzik

Kıymetli okurlar, kentimizin özellikle 90’lardan itibaren belirginleşen bir kabiliyeti var: Müzik üretimi. O yıllarda eğlence mekanlarının sayısının günümüze kıyasla fazla olması, kentin özellikle fuar alanında sosyalleşme alışkanlığının güçlü olması, yine fuar alanında yer alan Güneş Sahnesi’nde ulusal düzeyde tanınan bir sanatçı sahne alırken aynı anda diğer eğlence mekanlarının yerel gruplara ev sahipliği yapması, kentin bugünkü müzik endüstrisinin sağlam bir temeli olduğuna işaret ediyor. Gençlerin sahnelere heves etmesi, erişebilmesi, liselerin o yıllardan beri müzik üretimi konusunda oldukça etkin çalışmalarda yer alıyor olması, kentin resmî kurumlarının hemen hemen tüm etkinliklerinde yerel gruplara fırsat vermesi Kocaeli müzik ekosisteminde yeni müzisyenlerin yetişmesine imkân yarattı. Bu endüstrinin kapsamında günümüzde şehrin kendi stüdyoları, ses teknisyenleri, canlı müzik alanları, zincir eğlence mekanları, organizatörler, beste yapan sanatçı ve grupları, enstrüman ve yayın satışları gerçekleştiren müzik marketleri, yerel ve ulusal düzeyde sahne alan sanatçılar ile teknik ekip üyeleri gibi müzik ekosisteminin aktörleri yer alıyor. Günümüzün özellikle ulusal popüler müzik piyasasına şöyle bir yakından baktığınızda İzmitli müzisyen ve teknik ekip üyelerinin sayısı ve etki alanlarının oldukça dikkat çekici olduğunu söylemek yerinde olacaktır.
Bu bağlamda doğal olarak kentimizde yıllar içinde kurulmuş epeyce müzik grubu bulunuyor. Benim hatırlayıp bilebildiklerimin çoğu kuruldukları yıllarda yerel sahnelerde önemli işlere imza attıktan sonra çeşitli sebeplerden dağıldı veya yol ayrımı yaşadı. Kiminin kuruluşunda tercih ettikleri janrlar zamanla daha “popüler” seçeneklere kaydı; kimileri direnmeye devam etse de sadece ana akıma yönelmekle açıklanamayacak kayda değer sebeplerle yolculuklarını tamamladı. Geriye kalan yerel sanatçı ve gruplarda ise durum oldukça ilginç bir hal almış gibi görünüyor. Sözgelimi, aktif sahne alan grupların ve sanatçıların yansıra sahne almamasına rağmen müzik üretimine devam edenler dikkat çekiyor.
Öncelikle 18 Eylül’de tam 3 isim yeni tekli çıkardı. Emir Yıldız “Derine”, Bhava “Ayyaş” ve Mary Jane “Yokuz Artık”. Bu tarihten bir hafta kadar önce ise Murat Ceylan, Gazel mahlasıyla “Temmuz” teklisini yayınladı. Kendilerini ve süreçte emeği geçen herkesi gönülden kutluyorum.
Mary Jane’in coverlarında ve sahne performanslarında zaman zaman duyduğumuz bluesy ve blues rock tınılarının incelikle bir araya geldiği “Yokuz Artık” kentin bu janra olan yatkınlığını destekler nitelikte. Türkçe’nin bluesy melodilerde anlaşılamama güçlüğünü son derece açık, anlaşılır bir artikülasyonla aşan solist Soraya Macit, sesinin rengini dinleyicide merak uyandıran müthiş bir kontrastla sunuyor. Arda Atılgan’ın Blues rock karakterini belirginleştiren tonu, Cem Yılmaz’ın şarkının omurgasını oluşturan son derece akıllıca işlenmiş brass tınısı ve piyano eşliğine nefes aldırıyor. Bas melodisinin sadeliği, hiç rol çalmayan bir tutum ve Atakan İlgör’ün dokunuşuyla şarkının yoğunluğunu dengede tutuyor. Diğer yandan ölçülü fakat etkili vuruşlarla parçanın akışını taşıyan Ömer Yiğit Ünal, groove’un doğal salınımını bozmadan şarkının enerjisini sürekli canlı tutuyor.
“Alışkanlıklardan bıkıp yine de kafelerde soluk almışız.” Gazel’in bu dizesinde kentin önemli bir alışkanlığı dikkat çekiyor: Kafelerde sosyalleşmek. Daha şarkı henüz başlamışken duyduğumuz bu dizeler içe dönük çoğul bir eleştiri niteliği taşıyor. Ancak hemen ardından gelen dizelerde yola koyulma, curcunayı arkada bırakma hayali, şarkının hem bir yaz şarkısı hem de tatlı bir yol şarkısı karakteri kazanmasını sağlıyor. Son derece sade, anlaşılır bir vokale dinleyiciyi yormayan synth tınıları eşlik ediyor. Açıkçası benzer bir yaz hissini David Gilmour’un, albümüne adını veren şarkısı “On an Island”ta yakalarım. Oradaki ada (Meis Adası’ndan bahsediyor) ve yaşananlar arasındaki ilişki, “Temmuz”da kent curcunası ve yola koyulma hayali arasındaki ilişkiye benzer durumda. Kocaeli dinleyicisinin hangi kafe, hangi yol, hangi deniz sorularına birebir yaşanmışlıkla cevap bulabileceği, ulusal düzeyde ise herkesin rahatlıkla empati kurabileceği tatlı bir yaz şarkısı olarak karşımıza çıkıyor.
Bhava’nın teklisi “Ayyaş”, özellikle sözleri dikkatli okunduğunda dinleyiciyi psikolojik bir dönüşüme tanık ediyor. Anlatıcı karakterin, bir kadeh ile hatırına düşen, bir damla ile ruhunda yangınlar yakan sevdası, kendinden kaçışında ve pişmanlığında yoğunlaşıyor. Parçanın ilk bölümünde “bir umut” varken ikinci bölümünde “umutsuzca” sarhoş olması bir kabullenişin ışığı gibi okunabilir. Ancak gerçek sebebin “içinde sakladıkları” olması, parçanın öncesine ve sonrasına muntazam yerleşen bir anlam örgüsü kuruyor. Derin ve kararlı bir synth pad akoru ile başlayan şarkıda vokal ve gitarın birlikte yürüyüşü oldukça anlamlı. Bu ikili, bir ayyaşın elindeki şişeyle olan birlikteliğine rahatlıkla benzetilebilir. Davul dahil olana kadar konuyu net bir şekilde sunan karakter, nakarat öncesinde konuyu sözlerle biraz daha açıyor. Bu süreçte müziğin sözlerle birlikte genişlediğini duyuyoruz. Giderek artan dinamizm yerini sakin bir klavye solosuna ve ardından parçanın soft havasını sertlik sınırına taşıyan bir gitar solosuna bırakıyor. Özellikle nakaratta karşılaştığımız vokalin zaman zaman yakarırcasına sertleşen tonu ile gitar solosu ilişkisini ayyaş/şişe ilişkisine benzetmekten geri durmayacağım. Bu parçanın bende yarattığı en büyük çağrışım yazar Jack London’ın “Bir Alkoliğin Anıları” kitabında karşıma çıkanlara oldukça benzer nitelikte.
Emir Yıldız’ın teklisi “Derine” dinleyiciye hüzünlü bir atmosfer yaratıyor. Synth tonlarının farklı yönlerden ancak birlik içinde kullanıldığı şarkının sözlerinde karakterin bir kaçıştan ziyade, tükenmişlik ve yön kaybı olduğu dikkat çekiyor. Şarkının hemen başında bahsettiği “gelen giden sorduğunda cevabım yok” sözleri, aktardığı duygusal çerçeveyi de yaratmış oluyor. Ritim unsurlarının bas etkisiyle güçlü bir groove hissi yaratması dinleyiciyi “slow rave” tadında bir hareketliliğe yönlendiriyor.
Tamamı kentimizde üretilmiş olan bu birbirinden kıymetli şarkıların hepsinin ortak bir yanı olduğunu düşünüyorum. Her ne kadar her biri farklı tarzlarda olsa da hepsinde bir kaçış, uzaklaşma, ayrılma halini bulmak mümkün. Elbette sanatçılarımızın müzik kariyerleri doğrultusunda daha iyiye doğru adım atmalarını çok isteriz ancak dikkat edilmelidir ki Mary Jane bu kentte kalmaya devam ederek fevkalade bir örnek teşkil ediyor.
Bugün kentimizde az sayıda canlı müzik mekânı ve az sayıda müzik grubu bulunuyor. Uzun yıllardır düzenli olarak göç aldığı göz önünde bulundurulunca, geçmişe kıyasla bugün kentin birden fazla gelişmekte olan merkezi var. Bu nedenle önümüzdeki 5 yıl içinde yeni mekanlar açılacağını öngörüyorum. Kendi müziğini başından sonuna kadar üretebilen, ulusal çapta tanınan sanatçılar yetiştirebilen kentimizde müzik endüstrisi, çok da uzak olmayan bir gelecekte İstanbul hegemonyasına güçlü bir alternatif yaratarak cazibe merkezine dönüşecektir.
Son olarak yavaş yavaş geliştirmek üzere, sadece kentimizin sanatçıları tarafından üretilen bestelerin yer alacağı “Kocaeli Müzik Sanayi” başlıklı bir liste hazırladım. Spotify uygulaması üzerinden ulaşabilirsiniz. Keyifli dinlemeler…
Ulaş Saka İTÜ TMDK Ses Eğitimi Bölümü Araş. Gör.
KYÖD Yönetim Kurulu Yedek Üyesi
Emir Yıldız – Derine
Gazel – Temmuz
Bhava – Ayyaş
Mary Jane – Yokuz Artık
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
