
Erich Fromm, Sevme Sanatı adlı kitabında sevgiyi derin, felsefi ve psikolojik bir bakış açısıyla ele alıyor. Ancak kitabı kendi hayatımızdan ve deneyimlerimizden yola çıkarak okuduğumuzda, Fromm’un anlattığı anlayışın aslında gündelik hayatımızda ne kadar tanıdık karşılıkları olduğunu fark ediyoruz
Yazarın sevgiyi yalnızca bir duygu olarak değil, etkin bir eylem olarak ele alması belki de kitabın en çarpıcı taraflarından biri. Özen, sorumluluk, saygı, tanımak ve etkin ilgi…
Çünkü sevmek, birine yalnızca “Seni seviyorum,” demekten daha fazlası. Birini düşünmek, merak etmek, hayatına temas etmek, zaman ayırmak ve gerektiğinde onun için emek vermek.
Belki de sevgi konusunda asıl zorlandığımız yer sevmek değil, karşılıklılık.
Çünkü sevginin varlığını çoğu zaman davranışlar üzerinden hissediyoruz. Bir insan bizi sevdiğini söyleyebilir. Hatta gerçekten seviyor da olabilir. Fakat merak etmiyor, düşünmüyor, hayatımızda neler olup bittiğiyle ilgilenmiyor, zaman ayırmıyor ya da herhangi bir emek göstermiyorsa o sevginin bize ulaşan tarafını bulmak zorlaşıyor.
İçinde bir yerde seviyor olması elbette mümkün.
Ama sevgi yalnızca insanın içinde yaşadığı bir duygu olarak kalıyorsa, karşısındaki insan onu nasıl hissedecek?
Tam da burada Cengiz Aytmatov’un eserinden uyarlanan Türkan Şoray ve Kadir İnanır’ın başrollerinde oynadığı kült film “Selvi Boylum Al Yazmalım” geliyor akla.
Filmi hatırlayalım… Asya ile İlyas’ın arasında büyük bir aşk vardı. Birbirlerini gördükleri andan itibaren güçlü bir çekim, heyecan ve tutku yaşadılar. Asya, İlyas’ı gerçekten sevdi. İlyas da Asya’yı sevdi.
Ama onların hikâyesi çok önemli bir şey söylüyordu:
“Birini sevmekle, o sevginin sorumluluğunu taşıyabilmek aynı şey değildir.”
İlyas’ın Asya’ya karşı hissettiklerinin gerçek olmadığını söyleyemeyiz. Fakat hayat zorlaştığında, sorumluluklar ağırlaştığında ve ilişki yalnızca tutkudan ibaret olmaktan çıkıp emek istediğinde İlyas aynı gücü gösteremedi.
Asya’yı ve oğulları Samet’i yalnız bıraktı.
Duygu vardı ama o duygunun gerektirdiği süreklilik, güven ve sorumluluk eksikti.
Sonra Cemşit girdi Asya’nın hayatına.
Cemşit’in sevgisi İlyas’ınki gibi fırtınalı değildi. Büyük sözlerle, tutkuyla, insanın ayaklarını yerden kesen bir heyecanla gelmedi.
Daha sessizdi.
Asya’yı ve Samet’i oldukları halleriyle kabul etti. Yanlarında oldu. Samet’e babalık yaptı. Hastalandığında onun için çırpındı. Asya’nın yaralarını iyileştirmeye çalışırken karşılığında büyük sözler istemedi.
Kısacası Cemşit sevgisini anlatmaktan çok yaşattı.
Yıllar sonra İlyas geri döndüğünde Asya’nın önünde çok zor bir seçim vardı.
Bir tarafta kalbinin başka türlü çarptığı İlyas, diğer tarafta yıllardır hayatının içinde olan Cemşit.
Asya’nın seçimi, Sevme Sanatı’nda anlatılanlarla tam da burada birleşiyor.
İlyas aşkın tutkusunu temsil ediyorsa, Cemşit sevginin hayatın içinde ete kemiğe bürünmüş halini gösteriyor:
Güveni, sorumluluğu, sürekliliği ve emeği.
Bu yüzden Selvi Boylum Al Yazmalım’ın hafızamıza kazıdığı o soruyla Fromm’un anlattıkları aynı yerde buluşuyor. Sevgi neydi?
Çünkü insan birini gerçekten sevebilir ama sevgisini taşıyamayabilir.
İlyas belki Asya’yı sevmediği için değil; sevgisinin gerektirdiği sorumluluğu taşıyamadığı için kaybetti.
Cemşit ise belki İlyas’ın yaşattığı o büyük tutkuyu yaşatmadı ama sevgisini her gün yeniden davranışlarıyla gösterdi.
Belki de sevginin gerçek hayattaki karşılığı tam burada aranmalı.
Büyük sözlerden çok küçük ama sürekli davranışlarda. Merak edilmekte, düşünülmekte, hatırlanmakta, ihtiyaç duyulduğunda yanında birini bulabilmekte…
Çünkü sevgi yalnızca insanın kalbinde olan bir şey değil; karşısındaki insanın hayatında hissedebildiği bir şey olmalı.
Merak etmek, özen göstermek, sorumluluk almak, gerektiğinde yanında kalmak ve emek vermekle sevgi hayatın içinde görünür hale geliyor.
Ve galiba Fromm’un bütün o felsefi cümlelerini ve psikolojik çözümlemelerini gündelik hayatın diline çevirdiğimizde, Selvi Boylum Al Yazmalım da bunun sağlamasını yapıyor.
Biri teorisini anlatıyor, diğeri hikâyesini.
İkisinin vardığı yer ise aynı:
Sevgi neydi?
Sevgi emekti.

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.