Sloganların Ötesinde Bir İdeal - II: Sorumluluk, Bilim ve İnsan Tasavvuru

Bir önceki yazımızda temel bir soru sormuştuk: Bir insanın ülkü adı verilen yüksek bir ideali varsa, bu ideal onu nasıl bir insan olmaya çağırmalıdır?
Bu soru, yalnızca felsefi bir merakın ürünü değildir. Aksine, bir düşünce sisteminin topluma ve bireye sunduğu ahlaki, fikrî ve pratik teklifin özüdür. Çünkü içi doldurulmamış, eyleme dönüşmemiş ve bireyi daha nitelikli kılmayan hiçbir ideal, soyut bir temenniden öteye geçemez.
Geleneksel milliyetçilik okumaları genellikle devleti ve milleti merkeze alırken, bireyin niteliğini ve sorumluluğunu zaman zaman göz ardı edebilmektedir. Oysa güçlü bir toplum, ancak kendini yetiştirmiş, ahlaki pusulasını sağlam tutan ve evrensel bir donanıma sahip bireylerin omuzlarında yükselebilir. Bu çerçevede 21. yüzyılın ülkücü insan tasavvuru, üç temel sacayağı üzerine oturmak zorundadır: Sorumluluk, Bilim ve Ahlak.
Bugün pek çok insan yaşadığı çağdan, toplumsal yozlaşmadan ya da ekonomik şartlardan şikâyet etmeyi bir duruş sanıyor. Oysa bir mefküreye sahip olmak, edilgen bir eleştirmen olmak değil; etken bir özne haline gelmektir. Karanlığa sövmek yerine bir mum yakmak, vatan sevgisini hamasetle değil, üstlendiği işi en mükemmel şekilde yaparak göstermektir. Ülkücü insan, ülkesinin sorunlarını dışarıdan izleyen bir gözlemci değil, o sorunların çözümüne talip olan icracı akıldır.
Tarihle övünmek kolay, tarihe ekleme yapmak ise zordur. Türk milliyetçiliği dendiğinde akla gelen "bağımsızlık" fikri, günümüz dünyasında artık yalnızca askeri sınırlar üzerinden tanımlanmıyor. Bugün gerçek bağımsızlık; kendi çipini üretebilmek, kendi yazılımını geliştirmek, biyoteknoloji de söz sahibi olmak ve küresel ölçekte nitelikli bilgi üretebilmektir. Dolayısıyla günümüz dünyasında ülkücü insan; laboratuvardan, kütüphaneden, kodlama ekranından ve sanatsal üretimden uzak duramaz. Bilgiye hükmetmeyen bir anlayışın, bağımsızlık iddiası temelsiz kalmaya mahkûmdur.
Milli kimlik, dünyadan izole olmak ya da diğer kültürlere karşı bir hırs beslemek anlamına gelmez. Aksine, kendi köklerine ne kadar sağlam basarsan, dünyayı o kadar geniş bir açıdan kavrayabilirsin. Ülkü sahibi bir genç, kendi medeniyet birikiminden güç alırken; hukukun üstünlüğü, adalet, çevre bilinci ve insan hakları gibi evrensel ilkeleri de doğal bir sorumluluk olarak benimsemelidir. Kendi adaletini sağlayamayan, ahlaki standartlarını yükseltemeyen ve liyakati esas almayan hiçbir yapı sürdürülebilir bir gelecek inşa edemez.
Geleceğe Bakış
Özetle; 21. yüzyılda bir ülküye sahip olmak, dar bir siyasi halkanın içinde slogan tekrarlamak değildir. Bir ülküye sahip olmak; dünyayla rekabet edebilecek bir birikime ulaşmak, ahlaktan taviz vermemek ve Türk milletinin varlığını insanlığın ortak gelişimine katkı sunacak bir seviyeye taşımak demektir.
Sözü sloganlara değil, üretime ve akla bıraktığımız gün; işte o zaman bu idealler bir temenni olmaktan çıkıp yaşayan bir gerçekliğe dönüşecektir.
Haftaya Görüşmek Üzere
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
