Yoksulluk nafakasında süresizlik bitti: Şimdi ne olacak?

Anayasa Mahkemesi, aile hukukunda yıllardır tartışılan çok önemli bir konuda dikkat çekici bir karar verdi.
Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde yer alan ve yoksulluk nafakasının “süresiz olarak” talep edilmesine imkan sağlayan ifade iptal edildi.
Ancak daha baştan iki konuyu netleştirelim.
Yoksulluk nafakası kaldırılmadı.
Çocuklar için ödenen iştirak nafakası bakımından da herhangi bir değişiklik yapılmadı.
Bir başka önemli nokta daha var: Bu karar, bugün itibarıyla nafaka ödeyen herkesin yükümlülüğünün sona erdiği anlamına gelmiyor. Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar verdi. Dolayısıyla mevcut sistem bir süre daha uygulanmaya devam edecek.
Ayrıca yoksulluk nafakası yalnızca kadınlara tanınmış bir hak da değildir. Kanundaki şartların oluşması halinde kadın da erkek de yoksulluk nafakası talep edebilir.
Bunları özellikle söylüyorum; çünkü sosyal medyada birkaç kelimelik başlıklarla anlatılan mesele ile hukuki gerçeklik her zaman aynı olmuyor.
Asıl tartışmamız gereken konu şudur:
Boşanan iki insan arasındaki mali bağ gerçekten süresiz olmak zorunda mı?
Kanaatimce hayır.
AYM’NİN KARARI NEDEN ÖNEMLİDİR?
Anayasa Mahkemesi, Antalya 12. Aile Mahkemesinin başvurusu üzerine Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki "süresiz olarak" ibaresini iptal etti.
Bu kararın özü aslında oldukça basit.
Her evlilik aynı değil.
Altı ay süren bir evlilik var.
Beş yıl süren bir evlilik var.
Otuz yıl devam etmiş, taraflardan birinin bütün hayatını eve ve çocuklara ayırdığı bir evlilik var.
Bunların tamamına nafaka süresi bakımından aynı gözle bakmak zaten başlı başına bir sorun oluşturuyordu.
Aile hukukunda en çok ihtiyaç duyulan şeylerden biri, hayatın gerçeklerini dosyaya yansıtabilmektir. Çünkü aile hukukunda çoğu zaman kağıt üzerindeki iki benzer dosya, gerçekte birbirinden tamamen farklı hayat hikayeleri içerir.
Bu nedenle nafaka bakımından da tek tip bir anlayış yerine somut olaya göre değerlendirme yapılması gerektiğini düşünüyorum.
NAFAKA KALKMIYOR, SÜRESİZLİK ANLAYIŞI DEĞİŞİYOR.
Buradaki ayrım önemli.
Boşanma nedeniyle gerçekten ekonomik sıkıntıya düşen kişinin korunmasına elbette ihtiyaç vardır.
Yıllarca çocuklarını büyütmüş, çalışma hayatından uzaklaşmış, mesleğini bırakmış, yaşı veya sağlık durumu nedeniyle yeniden iş bulma ihtimali zayıflamış bir kişiye "artık kendi başının çaresine bak" denemez.
Ama aynı şekilde şunu da sormamız gerekir:
Bu korumanın mutlaka ömür boyu devam etmesi neden gereksin?
İşte mevcut sistemin en büyük problemi burada ortaya çıkıyordu.
Evlilik mahkeme kararıyla sona eriyor ama taraflar arasındaki ekonomik ilişki yıllarca, hatta bazı dosyalarda ömür boyu devam edebiliyordu.
Boşanmış iki kişinin hayatlarını yeniden kurabilmeleri gerekirken eski evlilik, her ay yapılan ödeme üzerinden yaşamaya devam ediyordu. Bana göre boşanma hukukunun amacı bu olmamalıdır.
ALTI AYLIK EVLİLİK İLE OTUZ YILLIK EVLİLİK AYNI DEĞİLDİR.
Nafaka tartışmasının en güçlü tarafı burada ortaya çıkıyor.
Altı ay evli kalan bir kişi ile otuz yıl evli kalan bir kişi aynı hukuki durumda olabilir mi?
Elbette olamaz.
Otuz yıllık evlilik boyunca çocuklarına bakmış, çalışma hayatından tamamen kopmuş, bugün 60 yaşında olan bir eş ile altı aylık evliliğin ardından mesleğini ve gelirini aynen sürdüren 30 yaşındaki bir eşin aynı nafaka sistemine tabi tutulması bana göre hakkaniyetli değildir.
Hukuk herkese aynı şeyi vermek değildir.
Hukuk, farklı durumda olan kişilerin farklılıklarını görebilmektir.
Bu nedenle yeni sistem kurulurken evliliğin süresi mutlaka temel ölçütlerden biri olmalıdır.
Kısa evliliklerde daha kısa süreli nafaka, uzun evliliklerde ise şartlara göre daha uzun süreli koruma gündeme gelebilmelidir.
Fakat bunun yanında yaş, sağlık durumu, çocukların bakım yükü, tarafların gelirleri ve çalışma imkanları da mutlaka değerlendirilmelidir.
"HERKESE EN AZ BEŞ YIL" DA DOĞRU ÇÖZÜM OLMAZ.
Son günlerde kamuoyunda yeni düzenlemeyle birlikte beş yıllık asgari nafaka süresi getirilebileceğine ilişkin çeşitli iddialar konuşuluyor.
Burada dikkatli olmak gerekir.
Bugün itibarıyla yürürlüğe girmiş böyle bir düzenleme yok.
Ancak böyle bir model gündeme gelirse, bunun da ayrıca tartışılması gerekir.
Çünkü süresiz nafakanın yanlış olduğunu söyleyip bu kez altı ay evli kalan bir kişiye beş yıllık nafaka yükümlülüğü getirmek de başka bir ölçüsüzlüğe dönüşebilir.
Sorunu çözerken yeni bir sorun yaratmamak gerekiyor.
Bana göre kanunda “herkes için en az şu kadar yıl” veya “herkes için en fazla şu kadar yıl” şeklinde katı formüller yerine hakime somut olayı değerlendirebileceği açık kriterler verilmelidir.
PEKİ HAKİM NEYE BAKMALI ve DOĞRU MODEL NASIL OLMALI?
Nafaka süresi belirlenirken bence şu soruların cevabı aranmalıdır:
Evlilik ne kadar sürdü?
Tarafların yaşları kaç?
Sağlık durumları nasıl?
Meslekleri ve eğitim seviyeleri ne?
Çalışma ve gelir elde etme imkanları var mı?
Çocukların bakımını kim üstleniyor?
Taraflardan biri evlilik nedeniyle iş hayatından uzaklaştı mı?
Yeniden iş hayatına dönmesi ne kadar zaman alabilir?
Tarafların malvarlığı ve gelir düzeyi ne durumda?
Nafaka yükümlüsünün ödeme gücü nedir?
Bütün bunlara baktıktan sonra hakim;
“Bu kişinin üç yıl desteğe ihtiyacı var.” veya “Bu dosyada çok daha uzun süreli koruma gerekli.” diyebilmelidir.
Asıl adalet burada sağlanır.
NAFAKA CEZA DEĞİLDİR.
Aile hukuku dosyalarında zaman zaman gözden kaçan bir husus var.
Nafaka, boşanmanın cezası değildir.
Eski eşten intikam alma yolu değildir.
“Sen kusurluydun, yıllarca ödeme yapacaksın” mantığıyla kurulmuş bir sistem değildir.
Yoksulluk nafakasının amacı, boşanma nedeniyle ekonomik olarak güç durumda kalacak eşin korunmasıdır.
Bu nedenle merkezde öfke değil ihtiyaç olmalıdır.
Cezalandırma değil denge olmalıdır.
Aile mahkemelerinde yıllar sonra açılan nafakanın artırılması, azaltılması veya kaldırılması davalarına baktığınızda da bunu görüyorsunuz.
Taraflar boşanmış. Yeni hayatlar kurulmuş. Belki yeniden evlenilmiş. Fakat eski evlilik hala ekonomik uyuşmazlıklar üzerinden tarafların hayatında yer almaya devam ediyor. Bu durum hiç kimse açısından sağlıklı değildir.
Boşanma hukuku bir intikam hukukuna dönüşmemelidir.
KADIN HAKKI İLE ADİL NAFAKA SİSTEMİ BİRBİRİNE KARŞIT DEĞİLDİR.
Nafaka tartışmasının en fazla gereksiz yere kutuplaştırıldığı alan da burası.
Sanki bir kişi süresiz nafakaya karşı çıkıyorsa kadın haklarına da karşı çıkıyormuş gibi bir anlayış oluşabiliyor.
Ben bu bakış açısının yanlış olduğunu düşünüyorum.
Kadınların boşanma sonrasında ekonomik olarak korunması gerekir.
Özellikle yıllarca çocuklarını büyütmüş, kariyerinden vazgeçmiş veya çalışma hayatından uzaklaşmış kadınların bir anda gelirden yoksun bırakılması hukuk tarafından görmezden gelinemez.
Ancak kadınların güçlenmesini yalnızca eski eşten alınacak nafakaya indirgemek de doğru değildir.
Bir kadın gerçekten güçlü olacaksa eğitime ulaşabilmeli, çalışma hayatına katılabilmeli, çocuğu varsa bakım desteği bulabilmeli, sosyal güvenceye sahip olabilmeli ve güvenli bir hayat kurabilmelidir.
Kadınların korunması ile nafaka yükümlüsünün haklarının korunması aynı anda mümkündür.
Hukukun görevi zaten bu dengeyi kurmaktır.
SOSYAL DEVLET DE BU MESELENİN İÇİNDE OLMALIDIR.
Bence nafaka tartışmasında eksik kalan önemli başlıklardan biri de sosyal devlet meselesidir.
Boşanmış ve ekonomik sıkıntı yaşayan kişinin bütün yükünü süresiz biçimde eski eşin üzerine bırakmak kolay çözümdür.
Ama her kolay çözüm doğru çözüm değildir.
İstihdam, meslek edindirme, kreş desteği, çocuk bakımı, barınma, sosyal yardım ve sosyal güvenlik gibi alanlarda devletin de sorumluluk üstlenmesi gerekir.
Özellikle uzun yıllar çalışma hayatından uzak kalmış kişilerin yeniden ekonomik hayata katılabilmesi için destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
Böylece nafaka, hayat boyu devam eden bir bağımlılık sistemi değil, gerçekten ihtiyaç duyulan dönemde verilen bir destek haline gelebilir.
PEKİ MEVCUT NAFAKALAR NE OLACAK?
Karardan sonra en çok sorulacak soru bu olacak.
"Ben yıllardır nafaka ödüyorum. Artık ödeme yapmayacak mıyım?"
Cevap: Hayır, bugün itibarıyla böyle bir sonuç çıkmaz.
Anayasa Mahkemesinin kararı mevcut nafakaları bir anda ortadan kaldırmıyor. İptal hükmü dokuz ay sonra yürürlüğe girecek.
Yeni kanuni düzenlemenin nasıl yapılacağı, devam eden davalara ve geçmişte verilmiş kararlara nasıl uygulanacağı ise önümüzdeki dönemde netleşecek.
Bu nedenle nafaka ödeyen bir kişinin "AYM nafakayı kaldırdı, artık ödeme yapmıyorum" diyerek kendi kendine ödemeyi kesmesi ciddi hukuki sorunlar doğurabilir.
Aynı şekilde nafaka alan kişinin de “Bu karar beni hiçbir şekilde etkilemez” şeklinde kesin bir değerlendirme yapması doğru olmaz.
Asıl önemli süreç şimdi başlıyor.
Kanun koyucunun getireceği yeni sistem, bu karar kadar önemli olacak.
SONUÇ OLARAK NAFAKA OLMALI; AMA ÖLÇÜLÜ OLMALIDIR.
Anayasa Mahkemesinin kararı bana göre yoksulluk nafakasının kaldırılmasının değil, yeniden ve daha adil biçimde düzenlenmesinin önünü açmıştır.
Yeni sistem oluşturulurken yapılması gereken şey iki uçtan da uzak durmaktır.
Bir tarafta:
“Boşandın, bundan sonra herkes kendi başının çaresine baksın.” anlayışı doğru değildir.
Diğer tarafta: “Bir kez evlendin, şartlar ne olursa olsun eski eşinle süresiz mali ilişkin devam etsin.” anlayışı da doğru değildir.
Hukukun görevi bu iki uç arasında adil dengeyi kurmaktır. Kısa süreli evliliklerden ölçüsüz yükümlülükler doğmamalıdır.
Uzun yıllar evliliğe ve çocuklara emeğini vermiş kişiler mağdur edilmemelidir.
Çocukların üstün yararı hiçbir şekilde bu tartışmanın içine karıştırılmamalıdır.
Hakime somut olaya göre süre belirleme imkanı verilmelidir.
Ancak bu takdir yetkisinin hangi kriterlere göre kullanılacağı kanunda açıkça gösterilmelidir.
Ve en önemlisi:
Nafaka, boşanan kişiyi ömür boyu eski eşine bağımlı hale getiren bir kurum değil; ihtiyaç sahibi eşin boşanma sonrasında yeni hayatını kurabilmesini sağlayan adil bir geçiş mekanizması olmalıdır.
Boşanma, taraflardan birini ömür boyu borçlu, diğerini de ömür boyu alacaklı haline getiren bir müessese olmamalıdır.
Hukuk bitmiş bir evliliği mali zincirlerle sonsuza kadar yaşatmamalı, gerçekten korunmaya ihtiyacı olanı korurken diğer tarafın da yeni bir hayat kurma hakkını gözetmelidir.
Anayasa Mahkemesinin kararı işte bu nedenle yalnızca iki kelimenin kanundan çıkarılmasından ibaret değildir.
Bu karar, Türk aile hukukunun nafaka sistemini baştan düşünmesi için önemli bir fırsattır.
Şimdi asıl mesele, bu fırsatın yeni bir ölçüsüzlük yaratmadan hakkaniyetli, öngörülebilir ve somut olayın gerçeklerine uygun bir düzenlemeye dönüştürülmesidir.
Evlilik bir kader ortaklığıdır. Boşanma ise tarafların yeniden kendi kaderini kurabilmesidir. Adalet de ancak her iki tarafın geçmişin yükünden sıyrılıp kendi geleceğini özgürce kurabildiği ölçüde sağlanmış olur...
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
