
Kocaeli Tanık Gazetesi olarak yayın hayatımıza başlarken, ilk röportajımızlarımızdan birini Türk sinemasının ve aydın düşünce dünyasının en özgün, en uzlaşmaz isimlerinden biriyle gerçekleştiriyoruz. Onur Ünlü ile hem sineması, hayatın absürtlüğü ve kült olmanın doğası üzerine hem de Kocaeli’nin ruhu, melankolisi ve kültürel kodları üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik. Samimi bir şekilde sorularımıza yanıt veren Onur Ünlü hayat ve Kocaeli'ye dair samimi yanıtlar verdi.

Filmlerinizde absürt olanla gerçek olanı yan yana getiriyorsunuz. Sizce Türkiye’nin kendisi zaten yeterince absürt bir ülke mi, yoksa sizin bakışınız mı onu böyle gösteriyor?
Sadece Türkiye değil, bir bütün olarak gezegendeki insan yaşamının kendisi bir tuhaf. Dünyadan insan bilincini çıkartırsanız, geriye, kendi haline tatlı tatlı yaşayıp giden kocaman bir organizma kalır. Fakat insan işine girince ve o insan öleceğini de bildiği için gerilim birden artıyor.
Dikkat ederseniz insan eylemlerinin temel motivasyonu, vaktinden önce ölmeme çabasıdır. Bakın daha iyi yaşamak değil, ne pahasına olursa olsun ölmemek. Ölüme direnmek de işi tamamen saçma sapan bir noktaya getiriyor. Çünkü hepimiz ölücez.

“Polis”, “Leyla ile Mecnun”, “Sen Aydınlatırsın Geceyi” gibi işlerin üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ konuşuluyor. Sizce bir işin kült olması için ne gerekiyor?
Bir iş kült olsun diye tasarlanmaz. Zaman içinde diğer insanlarla kurabildiği ilişki çerçevesinde kült statüsüne ulaşır. Bunun temel sebebi de benim anlayabildiğim kadarıyla o işin kendi gerçekliğinde ısrar etmesi. Yani kült statüsüne ulaşmış işler “herkes beni anlasın” diye uğraşmaz. Sonuçla ilgilenmeden sözünü söyler. O söz, zaman içinde uzayda belirli bir pozisyona yerleşir. Büyük ressam Marcel Duchamp’nın dediği gibi: “Saçma zamanla kazanır.”
Sizin hikâyelerinizde kaybedenler, yalnızlar ve toplumun kenarında kalan insanlar çok önemli. Neden özellikle bu karakterlere yakın hissediyorsunuz?
Çünkü mazlumun feryadını galibin kahkahasına tercih ederim. Bugün dünyada ne kadar melanet varsa, sebebi galibin kahkahasının içindeki kibirdir. Çünkü her zaman tek bir galibe karşı yüzlerce mağlup olur. Ama galibiyetlerin çok çok azı adildir. Adil galibiyetleri şu tarafa ayırırsak, geri kalan garibanların hepsi beni çok ilgilendiriyor.

Bugün sosyal medyada herkesin kendi mizahını ürettiği bir dönemde mizahın gücü arttı mı, yoksa mizahın etkisini mi kaybettik?
Şu an bütün alanlarda hakim olan tek şey kaos. Kaosun mekaniğini kuramazsınız. Kaos hesaplanabilir değildir. Hesaplanabilseydi kaos olmazdı.
Yani her şey gibi mizah da nereye gittiğini bilmeden çırpınıp duruyor. Belki her şey sakinledikten sonra bir durup “ne olmuş sahi” diye bakabiliriz. Ama şu anda tozdan dumandan hiçbir şey görünmüyor bence.
Kocaeli, İstanbul’a bu kadar yakın olmasına rağmen kültür-sanat alanında hâlâ İstanbul’un gölgesinde kaldığı yönünde bir eleştiri var. Sizce Kocaeli kendi kültür-sanat kimliğini oluşturup İstanbul’un gölgesinden çıkabilir mi? Bunun için neyi değiştirmek gerekir?
Sadece Kocaeli değil, bütün ülke İstanbul’un gölgesinde. O gölgeden çıkmanın imkanı da yok. Fakat bu durumlarda en iyisi, belirli bir alanı seçip onun üzerine giderek onu büyütmektir. Küçük şehirler, kültür sanat adına her şeyi yapmaya çalışmak yerine bir şeyi seçip orada en iyi olmaya çalışabilirler. Mesela Şehir Tiyatrosu bu alanda gayet iyi bir örnek Kocaeli için…

Kocaeli'nin de bir Altın Koza ya da Altın Portakal gibi büyük bir organizasyonu olabilir mi? Kocaeli yıllarca plato olarak kullanıldı ama Bursa, Ankara, İzmir gibi yerel dizisinin olmamasını nasıl yorumluyorsunuz?
Antalya Türkiye turizminin başkenti. Bu özelliğiyle sanat konusunda öne çıkması hiç şaşırtıcı değil… Adana ise yıllarca Yeşilçam’a en çok para kazandıran Anadolu şehriydi. Adanalı büyük tüccarlar İstanbul’a para gönderip ‘Şu şu oynasın, konusu da şu olsun’ diyerek filmler çektirirlerdi. Özellikle Adana, yüzlerce yazlık sinema salonuyla gerçek bir sinema şehriydi. Dolayısıyla Altın Koza gibi festivali hak ediyor. Üstelik sosyolojisi de mimarisi de İstanbul’dan tamamen farklı. Tıpkı İzmir ya da Ankara gibi…
Ama öte taraftan filimcilerin, hem sosyolojik hem de mimari anlamda İstanbul’da bulamayıp da Kocaeli’de yakalayabilecekleri özellikle belirleyici bir şey yok. İzmit’te çekebilecekleri her şeyi İstanbul’da da çekebilirler. Niye kalkıp gelsinler ki…

Kocaeli’den çıkan ya da Kocaeli ile yolu kesişen bir sanatçı olarak, bu şehrin sizin hikâyenizde bıraktığı en belirgin iz ne?
Ben İzmitliyim. İzmit hayatımda gördüğüm en melankolik şehirlerden biri. Belki de birincisi. İşte en çok böyle bir iz bıraktı.
Kocaeli Tanık’ın ilk röportajını sizinle yapıyoruz. O yüzden son soruyu biraz “tanıklık” üzerinden soralım: Türkiye’nin bugünkü hâline 20 yıl sonra baktığınızda, insanların en çok neyi yanlış hatırlayacağını düşünüyorsunuz?
Müslümanlığı

.
Son soru ve cevap 20yıl sonrada tanık olacağız

Kocaeli’de müzikseverleri bu akşam Blues Kontrol konseri bekliyor. Blues Kontrol, 30 Ekim Cuma akşamı Kocaeli Hayal Kahvesi’nde sahne alarak dinleyicileriyle buluşacak.

Kocaeli Barosu Genç Avukatlar Meclisi Başkanlığına aday olan Avukat Nur Yiğit Uyanık, yürütme kurulu adaylarını açıkladı. Uyanık’ın listesinde 10 avukat yer aldı.

26 Ekim 740 tarihinde meydana gelen Konstantinopolis depremi, Bizans tarihinin yıkıcı depremlerinden biri olarak kayıtlara geçti. İstanbul’un yanı sıra İzmit ve İznik çevresinde de hasara yol açan depremde surlar, kiliseler ve çok sayıda yapı zarar gördü.

Türk halk müziğinin unutulmaz isimlerinden Âşık Veysel, doğum gününde türküleri ve geride bıraktığı eserlerle anılıyor. Sazıyla ve sözleriyle milyonların gönlünde yer edinen büyük halk ozanı, aradan geçen yıllara rağmen unutulmuyor.

Basın meslek örgütleri, “Sansüre hayır, habere özgürlük” sloganıyla bugün çok sayıda ilde sokağa çıktı. İzmit Uğur Mumcu Parkı’nda TGS Kocaeli İl Temsilcisi Kerim Çelik tarafından okunan açıklamada, " Basın özgür değilse toplum habere ulaşamaz. Özgür basın yoksa özgür toplum yoktur. Tutuklu meslektaşlarımızı serbest bırakın” ifadelerini kullandı.