
Bugün 1 Ekim.
Dünya Kahve Günü.
Muhtemelen bugün milyonlarca insan her zamanki gibi kahvesini içecek. Kimisi güne başlamak için, kimisi kısa bir mola vermek için, kimisi bir arkadaşıyla sohbet etmek için...
Belki de çoğumuz kahvemizi içerken bunun için kaç kişinin emek verdiğini hiç düşünmeyeceğiz.
Aslında bir fincan kahve, masamıza gelene kadar oldukça uzun bir yolculuk yapıyor.
Ve bu yolculuk, kahve makinesinin başında başlamıyor.

Hikâye bir kahve çiftliğinde başlıyor
Kahve dediğimiz şeyin başlangıç noktası, dünyanın kahve yetiştirilebilen bölgelerindeki bir çiftlik.
Etiyopya'nın yükseklerinde, Kolombiya'nın dağlarında, Brezilya'nın geniş tarlalarında, Panama'nın küçük çiftliklerinde veya dünyanın başka bir köşesinde...
Orada bir üretici var.
Kahve ağacını yetiştiriyor.
Toprağı işliyor.
Çiçeklenmesini bekliyor.
Meyvelerin olgunlaşmasını takip ediyor.
Ve hasat zamanı geldiğinde, çoğu zaman tek tek kahve kirazlarını topluyor.
Bizim elimizde birkaç gramlık bir kahve paketi olarak gördüğümüz şeyin arkasında, aslında aylar hatta yıllar süren bir emeğin sonucu var.
Üstelik kahvenin kendisi de oldukça hassas bir tarım ürünü.
Yağmurdan sıcaklığa, hastalıklardan iklim değişikliğine kadar birçok faktör üreticinin o yıl elde edeceği ürünü etkileyebiliyor.
Yani kahve daha bizim fincanımıza ulaşmadan önce bile oldukça uzun bir hikâyeye sahip.

Sonra yolculuk devam ediyor
Hasat edilen kahve meyvelerinin içerisindeki çekirdeklerin işlenmesi gerekiyor.
Kahvenin doğal, yıkanmış veya farklı fermantasyon yöntemleriyle işlenmesi, daha sonra fincanda algıladığımız tat ve aromalar üzerinde önemli bir rol oynuyor.
Ardından kahve kurutuluyor, sınıflandırılıyor, paketleniyor ve dünyanın farklı noktalarına gönderiliyor.
İhracatçılar, ithalatçılar, lojistik firmaları ve daha birçok insan bu yolculuğun bir parçası oluyor.
Ve sonunda kahve, kavurucunun eline ulaşıyor.
Kavurucu ne yapıyor?
Benim mesleğim açısından hikâyenin en heyecanlı bölümlerinden biri burada başlıyor.
Elimize gelen yeşil kahve çekirdeği henüz bizim bildiğimiz kahve değil.
Kavurma sırasında çekirdeğin içerisinde yüzlerce fiziksel ve kimyasal değişim gerçekleşiyor.
Rengi değişiyor.
Yapısı değişiyor.
Aroma bileşenleri oluşuyor.
Ve üreticinin aylar boyunca yetiştirdiği kahvenin karakterini mümkün olduğunca doğru şekilde ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.
Fakat kavurucunun görevi sadece çekirdeği koyulaştırmak değil.
Asıl mesele, kahvenin sahip olduğu potansiyeli anlayıp onu fincana doğru şekilde taşıyabilmek.
Sonra barista devreye giriyor
Kahve kavrulduktan sonra yolculuk yine bitmiyor.
Çekirdek öğütülüyor.
Su hazırlanıyor.
Demleme yöntemi seçiliyor.
Sıcaklık, süre, öğütme boyutu ve daha birçok değişken devreye giriyor.
Ve sonunda bütün bu yolculuk bir fincanın içerisinde buluşuyor.
Bir barista, elindeki kahveyi doğru şekilde hazırlamaya çalışıyor.
Bazen espresso olarak.
Bazen filtre kahve olarak.
Bazen de yıllardır bizim kültürümüzün önemli bir parçası olan Türk kahvesi olarak.
Aslında bugün neyi kutluyoruz?
Uluslararası Kahve Örgütü'nün 1 Ekim'i Uluslararası Kahve Günü olarak belirlemesiyle bu tarih, 2015 yılından itibaren dünya çapında ortak bir kahve günü olarak kutlanmaya başladı. Bu gün yalnızca kahve içmek ve kahveyi kutlamak için değil, kahve sektörünün arkasındaki milyonlarca insanı hatırlamak için de bir fırsat.

Bence bu nokta oldukça önemli.
Çünkü kahveyi çoğu zaman son hâliyle görüyoruz.
Önümüzde duran fincanı.
Paketin üzerindeki etiketi.
Menüdeki fiyatı.
Ama o fincanın arkasındaki insanları çoğu zaman görmüyoruz.
Üreticiyi görmüyoruz.
Hasat işçisini görmüyoruz.
Kahveyi taşıyan insanları görmüyoruz.
Kavurucuyu görmüyoruz.
Baristayı görmüyoruz.
Ve belki de en önemlisi, bütün bu insanların aynı zincirin parçaları olduğunu unutuyoruz.
Kahve bizi birbirimize bağlıyor
Geçtiğimiz yazıda kahvenin insanları bir araya getiren bir kültür olduğundan bahsetmiştim.
Bugün ise biraz daha farklı bir tarafından bakıyorum.
Kahve sadece bizi aynı masada buluşturmuyor.
Dünyanın farklı noktalarındaki insanları da birbirine bağlıyor.
Etiyopya'daki bir üreticinin yetiştirdiği kahve, Türkiye'de bir kavurucunun elinden geçip bir kafede bir başka insanın masasına ulaşabiliyor.
Arada binlerce kilometre var.
Farklı diller var.
Farklı kültürler var.
Farklı hayatlar var.
Ama hepsi tek bir fincanın içerisinde buluşabiliyor.
Belki de kahvenin en güzel taraflarından biri bu.
Bugün kahvenizi içerken...
Bugün Dünya Kahve Günü.
Bu yüzden size “Bugün mutlaka çok iyi bir kahve için.” demeyeceğim.
Bugün kahvenizi içerken bir an durup düşünmenizi öneriyorum.
Bu kahve nereden geldi?
Kim yetiştirdi?
Kim topladı?
Kim işledi?
Kim taşıdı?
Kim kavurdu?
Kim demledi?
Ve bütün bu insanların emeği, şu anda elimde tuttuğum küçük fincanın içerisinde nasıl bir araya geldi?
Çünkü kahve sadece bir içecek değil.
Bir tarım ürünü.
Bir ticaret ürünü.
Bir kültür.
Bir meslek.
Bir sosyal alan.
Ve milyonlarca insanın hayatını birbirine bağlayan büyük bir zincir.
Bugün o zincirin son halkası olarak elimizde bir fincan tutuyoruz.
Ama aslında o fincanın içerisinde dünyanın birçok farklı köşesinden gelen insanların emeği var.
Bu yüzden bugün kahvenizi biraz daha yavaş için.
Belki ilk yudumdan önce bir an durun.
Ve fincanınıza sadece kahve olarak değil, uzun bir yolculuğun son durağı olarak bakın.
Dünya Kahve Günü kutlu olsun.
Ve bu hikâyenin görünmeyen bütün kahramanlarına...
İyi ki varsınız.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.