Bir Kahve, Bir Kitap ve Biraz Sessizlik

Bazı alışkanlıkların neden ortaya çıktığını hiç düşünür müsünüz?
Bir kitabın yanında neden çoğu zaman bir fincan kahve vardır? Neden bir kafeye girdiğimizde elimiz kahveye giderken gözümüz boş bir masada, çantamızdaki kitapta ya da telefonumuzda olur?
Belki de bunun cevabı kahvenin kendisinden biraz daha fazlasında saklıdır.
Kahve tarih boyunca yalnızca içilen bir içecek olmadı. İnsanların bir araya gelmesi, konuşması, haberleşmesi ve fikirlerini paylaşması için bir bahane oldu.
Kahvehaneler ortaya çıktığında insanlar oraya sadece kahve içmek için gitmiyordu. Gazeteler okunuyor, hikâyeler anlatılıyor, tartışmalar yapılıyor, fikirler paylaşılıyordu.
Bir anlamda kahvehane, dönemin sosyal medyasıydı.
Bugün ise bu kültür biraz şekil değiştirmiş durumda. Bir kafeye girdiğimizde yan masada bilgisayar başında çalışan birini, köşede kitap okuyan birini, arkadaşlarıyla sohbet eden bir grubu görebiliyoruz. Mekân değişti ama kahvenin etrafında kurulan hayat pek değişmedi.
Çünkü kahve, insana küçük bir mola verme bahanesi sunuyor.
Bir fincan kahve hazırlamak birkaç dakika sürüyor. O birkaç dakika içerisinde çekirdeğin kokusunu duyuyor, suyun sesini dinliyor, fincanı elimize alıyoruz. Sonra kitabımızı açıyoruz.
Ve belki de uzun zamandır ilk kez, bir şey yapmadan sadece bir şeyin içinde kalıyoruz.
Kitap okumak da biraz böyle değil mi?
Telefonlarımızın sürekli bildirim gönderdiği, her şeyin hızla tüketildiği bir dönemde birkaç sayfa okumak neredeyse küçük bir direnme biçimine dönüşüyor. Bir fincan kahve ise bu ritüelin sessiz eşlikçisi oluyor.
Belki bu yüzden kahve ve kitap birbirine bu kadar yakışıyor.
Biri bize zamanı hatırlatıyor, diğeri zamanı yavaşlatıyor.
Bir kitabın sayfaları arasında kaybolurken kahvenin soğuduğunu fark ettiğimiz anlar vardır.
Aslında o an kahve görevini çoktan tamamlamıştır. Bize sadece içeceğimiz bir şey değil, kendimize ayırabileceğimiz küçük bir zaman vermiştir.
Kahvenin tarihine baktığımızda da benzer bir hikâye görüyoruz. Kahvehaneler yüzyıllar boyunca insanların yalnızca içecek tükettiği yerler olmadı; düşüncelerin, haberlerin ve hikâyelerin dolaştığı sosyal alanlar hâline geldi.
Belki bugün bir kafede kitabını açıp kahvesini yudumlayan birini gördüğümüzde, yüzlerce yıl önce başlayan o alışkanlığın modern hâline bakıyoruz.
Ve belki bunun için kahve ile kitap arasında sandığımızdan daha eski bir dostluk var.
Bazen iyi bir kitabın yanında iyi bir kahve gerekir.
Bazen de iyi bir kahvenin yanında sadece birkaç sayfa kitap ve biraz sessizlik.
Çünkü her kahve sohbet etmek için içilmez.
Bazı kahveler insanı kendisine döndürür.
Belki de bugün bir kahve alıp yanına bir kitap koymak için güzel bir gündür.
Sonuçta bazı hikâyeler fincanda başlar, bazıları kitapta devam eder.
Bazılarıysa ikisinin arasında, sessizce yaşanır.
Belki bu yüzden kahve ve kitap birbirine bu kadar yakışıyor.
Üstelik bu hafta Kocaeli'de kitapların etrafında güzel bir hareketlilik var. 3-11 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 16. Uluslararası Kocaeli Kitap Fuarı, yazarları, yayınevlerini, sahafları ve okurları bir araya getiriyor. Fuarın bu yılki “Romanların ve Hatıratların İzinde” teması da aslında yazının başından beri konuştuğumuz şeye çok yakışıyor: hikâyeler, hatıralar ve onları paylaşmak için bir araya gelen insanlar.
Belki fuara giderken aklınızda yalnızca bir kitap almak vardır. Ama dönüşte elinizde bir kitap, zihninizde yeni bir hikâye ve yol üzerinde içtiğiniz bir kahve olabilir.
Ve bazen güzel bir gün için bundan fazlasına da gerek yoktur.
Çünkü bir kitabın sayfaları arasında kaybolurken kahvenin soğuduğunu fark ettiğimiz anlar vardır. Aslında o an kahve görevini çoktan tamamlamıştır. Bize sadece içeceğimiz bir şey değil, kendimize ayırabileceğimiz küçük bir zaman vermiştir.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
