
İnsanın ömrü, farkında bile olmadığı sınırların etrafında dönüp durmakla geçer. Asıl tehlikeli olanlar önümüze örülen kalın duvarlar değil; varlığından bile haberdar olmadığımız, zihnimizin içine kazınmış görünmez sınırlardır.
Çünkü insan, ulaşamayacağını bildiği bir şeyden kolayca vazgeçebilir. Ama ulaşabileceği bir hayatın varlığını aklının ucuna bile getiremiyorsa, oraya doğru tek bir adım bile atmaz.
Çoğumuz kendi için mümkün kabul ettiği hayatın sınırları içinde yaşar ve bunu "kader" ya da "gerçekçilik" zannederiz. Oysa bu sınırlar bizim tarafımızdan çizilmez. İçinde büyüdüğümüz evin imkanları, çevremizin başarı tanımları, ailemizin korkuları ve yıllar boyunca kulak aşinası olduğumuz cümleler zihnimizde görünmez bir çerçeve oluşturur. Paranın ne kadar kazanlabileceğini, risk almanın ne kadar tehlikeli olduğunu, kimin hangi hayatı yaşayabileceğini daha çocukken öğreniriz.
Burada mesele geçmişi ya da aileleri suçlamak değildir. Onlar da kendi hayatlarının korkularından ve deneyimlerinden bakarlar dünyaya. Bizi korumak için söyledikleri o iyi niyetli sözler, zamanla hareket alanımızı daraltan birer kelepçeye dönüşür. Ancak bir başkasının tecrübesinden doğan o sınır, bizim de kaderimiz olmak zorunda değildir.
Toplum bize neyin makul ve başarısızlık olduğunu fısıldayan standart bir hayat planı sunar. Güvenli bir meslek, düzenli bir gelir, sıradan bir hayat...
Bunların hiçbirinde yanlışlık yoktur. Sorun, bu şablonun herkes için tek doğru yol olarak dayatılmasıdır. İnsan, kendisine sunulan sınırlı seçenekler arasından seçim yaptığını sanırken aslında sadece gösterilen tablonun dışına çıkmaya cesaret edemiyordur.
Gerçekçi olmak, şartları hesaba katmaktır; şartların hiçbir zaman değişmeyeceğini varsaymak değil. Bugün sahip olmadığımız bir imkanı yarın oluşturabilir, bilmediğimiz bir yolu öğrenebiliriz. Bazen insanın hayatını değiştiren şey daha çok çabalamak değil, sadece yeni bir ihtimalin varlığını ilk kez aklına getirmesidir.
Çünkü asıl mesele, her şeyi başarabileceğimizi iddia etmek değildir. Asıl mesele, kendimiz için neyin mümkün olduğuna karar verirken, başkalarından devraldığımız korkuları kendi gerçeğimiz sanmamaktır.
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.