Depremle Yaşam: Tokyo

Bazen yeri gelecek hepimizin bildiği Avrupa kentlerini, bazen hiç bilmediğimiz kasabaları, bazen de sadece mekanları anlatacağım. Ancak ilk yazımın bu kentle de bağlantılı olmasını istiyorum. 27 yıl önce içimizi acıtan sevdiklerimizi kaybettiğimiz, hayatımızı alt üst eden deprem gerçeğini, tam da burada yaşadığımız şiddette ve sürede, Japonya’nın Tokyo kentinde bir elektronik mağazasının 9. katında yaşadığım anı ve toplum tepkilerini, 7’den 70’e herkesle, tüm binalarla, tüm kentin nasıl hazırlandığını anlatacağım.
2012 yılının başlarıydı, yani kaydedilmiş en büyük deprem şiddeti ve 40 metreyi aşan dalga boyuyla yıkıcı bir tsunamiye neden olan 2011 Japonya depreminden sadece 10 ay geçmişti. Bu deprem, kentte tsunami duvarlarını yıkmış, birçok kenti yerle bir etmiş ve hatta Fukushima nükleer santraline hasar vermişti. Bu nedenle, kenti yıkıntılarıyla görmeye kendimi hazırlamıştım; sonuçta sadece 10 ay geçmişti. Ancak Tokyo’da hiçbir bina yıkıntısı, kalıntısı veya molozu göremedim; yollar, köprüler yeniden inşa edilmiş ve tsunami duvarları onarılmıştı. Tek bir istisna dışında: Her deprem sonrası yaptıkları gibi, o depremi unutmamak için anıt niteliğinde özellikle bıraktıkları tek bir tsunami duvarı. Kent toparlanmış ve rutinlere dönülmüş olsa da, unutulmasın istedikleri gerçeği herkesin yolunun düştüğü bir noktada anıtlaştırarak unutturmamışlardı.

Kente baktığımızda oldukça zorlu bir coğrafya olduğunu görüyoruz; hareketli bir kara parçası, her an deprem olması ihtimali yanında bir de bizim bildiğimiz şekliyle anakara ve uçsuz bucaksız kara göremiyorsunuz. Okyanus adanın içlerine kadar yerleşmiş . Bu da gönlünce yapı yapamayacağın olağanüstü sınırlamalar demek aslında. Arazi (yapılaşılabilir alanlar) da sınırlı olduğundan :) bizdeki gibi 3 kat yapılaşma ihtimalleri neredeyse yok. Ama bu, japonları oradan göç etmeye zorlamamış tam aksine “nasıl başa çıkarız?” sorusunu getirmiş. Neredeyse tüm yapılar en az 10 katlı ve cepheleri de oldukça küçük, yani tamamına yakını yüksek yapı niteliğinde. Peki nasıl olmuş da olmuş bu? Yani tüm bu gerçekler varken, ekonominin yeteri kadar iyi olmamasını; çünkü her seferinde yeniden yapılaşıyorlar ve de oldukça hızlı bir şekilde yapmak zorundalar. Bir de bu hız nedeniyle özensiz yapılar ile kentleşmede insanların yapıların içinde sıkışmasını beklememiz gerekirken tam aksine özenli, insan için düşünülmüş ve modern bir kent görüyoruz, görebiliyoruz.

Tokyo’da dolaşırken yapılar size “ince düşünülmüş” ,”özenli” ve “kaliteli” hissiyatı veriyor. Kaldırımlarda kullanılan malzemelerin her birinin tek tek hesaplanarak konulduğunu görüyorsunuz. İnsan erişiminin olduğu tüm noktalarda “planlanmış” hissiyatını alıyorsunuz ve kaliteli bir yaşamın izlerini görüyorsunuz. Halkın yoğun kullanımına maruz kalan alanlarda bile yıpranma izlerini göremiyorsunuz ve hatta kirlenme. Çok ilginçtir ama orada kaldığım süre boyunca kirli/tozlu tek bir araç bile görmedim. Bugün temizliği ile övünülen Avrupa kentlerinde bile bu temizliği bulmanız oldukça güç. Toplum alışkanlıkları mı dersiniz, topluma verilen değer mi, yoksa halka hizmet etmekle görevli kurumların düzgün çalışması mı, bilemem ama insanı değerli hissettirdiği kesin…
Tam olarak kafamda bu sorularla bu güzel ve düzenli kentte dolaşırken bizi yıkmaya yetecek şiddette ve sürede bir deprem yaşıyorum hem de 9. Katta . Deprem sırasında hiç kimseden bir çığlık bir korku nidası duymuyorum. Satış temsilcilerinden, müşterilere herkes tam olarak ne yapması gerektiğini biliyor. Bir yandan anonslar duyuluyor bir yandan sallanıyoruz. Görevliler tehlikeli olabilecek ürünlerin yanında beliriveriyor, ürünleri, müşterilere zarar vermeyecek şekilde konumlandırıyor ve sabitliyor. Müşteriler sakin ve korunaklı noktalara ulaşıp sakince depremi karşılıyor, geçmesini bekliyor. 45 saniye sonra 7,4 şiddetindeki deprem bitiyor ve herkes kaldığı yerden devam ediyor. İtiraf etmeliyim korkunun yanında şaşkınlık ve kıskançlık duydum. O insanların yapılarına olan güvenini kıskandım; sakinliklerini kıskandım. İşte tam olarak “deprem gerçeği” ve kabulleniş ve dahi başa çıkma bu şekilde olabilir ancak.
Umarım bizim de, Tokyo gibi depremle başa çıkabilmiş nice nice kentlerimiz olur ve umarım ilki de Kocaeli olur…
Yorumlar(3)
Umut Umarım dilekler gerçekleşir ve bizlerde öğreniriz. Hem yaşamayı hem yaşatmayı. Sabırsızlıkla bekliyoruz yazıların devamını.
Kartepe Güzel yorumlamışssiniz sağolun
S, Çok başarılı ve güzel olmuş kızım. Başarıların devamını dilerim selamlar Seni çok seviyorum canım yavrum öpüyorum
