Mutlu olma sanatı

İnsan bazen hayatında hiçbir şey yolunda gitmediği için değil, her şey yolunda olduğu halde içindeki huzuru kaybettiği için yorulur. Günler birbirini takip eder. İşler yapılır, sofralar kurulur, telefonlar çalar, insanlar gelir geçer. Gülünür, konuşulur, bir yerlere gidilir. Hayat dışarıdan bakıldığında olması gerektiği gibi devam eder. Fakat insanın içinde, kimsenin görmediği bir yerde, uzun zamandır dinmeyen bir huzursuzluk vardır.
Çağımızın mutsuzluğu biraz da böyle. Artık büyük acılardan söz etmiyorum. Daha sessiz, daha belirsiz bir mutsuzluktan. İnsanın hayatına yerleşen ve zamanla ona yabancılaşmasına neden olan bir histen.
Schopenhauer, Mutlu Olma Sanatı'nda insanın mutluluğunda dış koşullardan çok kendi iç dünyasının belirleyici olduğunu söyler. İnsan dünyayı değiştirse bile kendisini yanında taşır. Bu nedenle huzursuz bir zihin, güzel bir hayatın içinde bile kendisine huzursuzluk yaratacak bir yer bulabilir.
Bugün bu huzursuzluğu bastırmanın sayısız yolu var. Sessizlikte telefonumuza bakıyoruz. Sıkıldığımızda bir şeyler açıyoruz. Yalnız kaldığımızda kendimizi başka insanların hayatlarına bırakıyoruz. Boş kalan her dakikayı bir görüntü, bir ses, bir haber, bir alışveriş ya da yeni bir heyecanla dolduruyoruz. Böylece kendimizle baş başa kalmayı giderek unutuyoruz. Oysa insanın ruhu sürekli uyarılmak için yaratılmış değil. Bazen hiçbir şey olmaması gerekir. Bir akşamın sadece akşam olarak kalması, bir yürüyüşün hiçbir yere yetişmeden yapılması, bir sohbetin başka bir ekrana bölünmeden sürmesi gerekir.
Belki de ruhun dinlenmesi biraz da burada başlar. Çünkü mutluluk her zaman neşe değildir. Sürekli heyecanlanmak, sürekli gülmek, sürekli bir şeyler yaşamak hiç değildir. Bazen mutluluk, insanın kendi hayatının içinde huzurla durabilmesidir. Bunlar küçük şeyler gibi görünür. Oysa insanın ruhunu taşıyan şey çoğu zaman tam da bu küçük şeylerdir.
Biz ise mutluluğu büyüttük. Onu büyük değişimlerin, büyük başarıların, uzak şehirlerin ve unutulmaz anların içine yerleştirdik. Oysa hayatın büyük bölümü sıradandır. Ve belki iyi bir hayat, sıradan günlerden oluşan hayatın içinde huzur bulabilmektir. Çünkü ruhun yorulduğu yerde daha fazla uyaran çare olmayabilir. Bazı boşlukların ihtiyacı olan şey doldurulmak değil, anlaşılmaktır.
Mutluluk çoğu zaman sessizdir. Büyük bir gelişme gibi gelmez. Kapıyı çalmaz, kendisini ilan etmez. Bir akşamüstü güneşinde hiçbir şey olmadan geçen sakin bir saatte belirir.
Schopenhauer'ın yüzyıllar öncesinden bıraktığı düşünce bugün hâlâ aynı yere dokunuyor: İnsanın huzuru, yalnızca dünyada ne olduğuna değil, o dünyayı içinde nasıl taşıdığına bağlı.
Bazen hayatı değiştirmek gerekmez. Biraz susmak, biraz yavaşlamak ve uzun zamandır ihmal ettiğimiz kendi içimize dönmek yeterlidir. Çünkü iyi bir hayat her zaman çok şey yaşanan hayat değildir. İnsanın yaşadığı hayatın içinde kendisini iyi hissedebildiği hayattır.
Yorumlar
Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
